Türkiye

Başbakan Binali Yıldırım, Bloomberg News’e konuştu

Başbakan Binali Yıldırım, Bloomberg News’e verdiği röportajda, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu ve soruları yanıtladı.

16 Nisan’da yapılan halk oylaması neticesinde ‘evet’ diyen vatandaşların oranının yüzde 51,41, ‘hayır’ diyenlerin oranının da yüzde 48,59 çıktığını ve dolayısıyla arada 1 milyon 400 bin civarında oy farkı olduğunu hatırlatan Yıldırım, kendisinin başından beri, “vatandaşın vereceği oya müdahale” anlamına gelmemesi için yüzde vermediğinin altını çizdi. Yıldırım, “Yüzde 50 artı bir, yani evet oylarının hayırdan bir tane fazla çıkması bu işin meşruiyetini tartışmayı ortadan kaldırır. Hep bunu söylediğimiz için sonuçta da bizim açımızdan ‘az oldu, fazla oldu’ demenin bir anlamı yok. Ama şunu da söylememde yarar var, ‘hayır’ diyenler de ‘evet’ diyenler de bizim vatandaşımız.” diye konuştu.

Hayır oyu verenleri asla sorgulamayacaklarını ve hatta bundan sonraki politikalarında onların neden hayır verdiklerini daha iyi anlamak için çalışma yapacaklarını anlatan Yıldırım, artık geleceğe bakarak, bütün vatandaşları kucaklayarak Türkiye’nin gelecek hedeflerine doğru birlikte yol almak gerektiğini vurguladı.

Yıldırım, anayasa değişikliğinin eksiksiz olarak uygulamaya girmesi için belirlenen tarihin 3 Kasım 2019 olduğunu söyledi. Söz konusu tarihte genel seçimle cumhurbaşkanlığı seçiminin aynı günde yapılacağını ve seçim sonuçlarına göre yeni anayasa değişikliğinde öngörülen cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin devreye gireceğini belirten Yıldırım, bazı konuların ise resmi sonuçların açıklanmasıyla birlikte yürürlüğe gireceğini ifade etti. Yıldırım, şöyle devam etti:

“Birincisi Cumhurbaşkanımızın partiyle ilişiğinin tekrar kurulması. Yani şu anda partiyle ilişiği kesildi. Hemen üye olabilecek, biz de memnuniyetle Cumhurbaşkanımızı partimize davet edeceğiz. Çünkü partimizin kurucusu genel başkanlığını yapmış ve şu anda da cumhurbaşkanlığı yapıyor. Biz bundan ziyadesiyle mutlu oluruz. İkincisi Sayın Cumhurbaşkanımızın parti üyeliğiyle beraber genel başkan olması yönünde de bir engel kalmıyor. Bu da gayet tabii kendi arzusudur. Bunu da yerine getirmekte hiçbir tereddüt göstermeyiz.”

AK Parti olarak kendilerinin 15 yıllık iktidarları döneminde mecbur kalmadıkça erken seçim yapmadıklarını ve prensip olarak da erken seçimi benimsemediklerini dile getiren Binali Yıldırım, erken seçimin gerek ekonomi gerek diğer konularda beklemeye sebep olduğunun altını çizdi. Yıldırım, “Şimdi de herhangi bir olağanüstü gelişme olmazsa 2019’un mart ayı sonunda belediye seçimleri ve 3 Kasım’da da cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler yapılacak.” diye konuştu.

Kabinede değişiklik yapılıp yapılmayacağına yönelik bir soru üzerine, bir adım atmadan isimler üzerinde konuşmanın çok doğru olmayacağına dikkati çeken Yıldırım, “Ama siz de takdir edersiniz ki zaman zaman Bakanlar Kurulunda kan tazelemesi yapmak demokrasilerin gereğidir. Bu anlamda tabii ki şartlar oluştuğunda, ihtiyaç hasıl olduğunda değişikliğe gidilebilir. Bunu da Sayın Cumhurbaşkanımızla bir istişare süreci içerisinde gerçekleştiririz. Mutlaka önümüzdeki aylarda bu konuyu ele alacağımızı düşünüyorum.” ifadelerini kullandı.

CANLANMA DAHA DA ARTACAK

Başbakan Yıldırım, Türkiye’nin, dünyanın ortalama ekonomik büyümesi yüzde 2,2 iken kendi ekonomik büyümesini bütün olumsuzluklara rağmen yüzde 2,9 ile kapattığını söyledi. Bunun darbe girişimi, dünya ekonomisindeki belirsizlik, ABD seçimleri, Suriye’den gelen çok sayıda mülteci, Avrupa Birliği ve bölgede yaşanan bazı gelişmelere rağmen başarıldığını belirten Yıldırım, “Bütün olumsuz şartların bir araya gelmesine rağmen Türkiye 2,9 büyümeyle, hedef 3,2 idi, kapattı. Bu da dünya büyümesinin üzerinde.” dedi.

Bu yıl gerek uluslararası değerlendirme kuruluşları gerek Uluslararası Para Fonu gibi kuruluşların Türkiye’nin göstergelerinin yukarıya doğru artacağı yönünde açıklamalar yaptığını hatırlatan Yıldırım, söz konusu kuruluşların 15 Temmuz’dan sonra peş peşe Türkiye’nin bütün göstergelerinin aşağıya ineceği yönünde açıklamalar yaptığını, şimdi de bir anlamda hatalarını telafi ettiklerini söyledi. Yıldırım, şunları söyledi:

“2017’de büyümede biz 4,4 hedef koymuştuk, buna yaklaşacağımızı düşünüyorum. Aynı zamanda doğrudan yabancı yatırımcıların daha fazla Türkiye’ye geleceğini düşünüyorum. Ayrıca Türkiye’nin iç ekonomisindeki canlanma daha artacak. Çünkü artık halk oylaması bitti, önümüzü görüyoruz, ne yapacağımız biliyoruz, ne yöne gideceğimizi biliyoruz. Burada da mutlaka bir rahatlama sağlanmış olacak. Böylece Türkiye’nin yarını bugününden daha iyi olacak. Bunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bakın, bütün bu karışıklıklara rağmen Türkiye 2016’da yabancı sermaye girişimi bakımından gayet iyi. 1,5 trilyon dolar dünyada bir yabancı sermaye hareketi var. Türkiye bundan 12 milyar doların üzerinde bir pay aldı, 2016 yılı için konuşuyorum. Bu da küçümsenmeyecek bir rakam. Bu aslında AK Parti iktidarından önceki 15 yılda elde edilen doğrudan yabancı yatırım miktarıydı. Türkiye bunu artık bir yıl içinde çekmeyi başarmış durumda. Türkiye ekonomisi büyüyen bir ekonomi, Türkiye ekonomisi hem dünyaya hem de kendi vatandaşına güven veren, gelecek büyüme hedefleri olan, gelecek vatandaşımızın beklentisini sağlayacak potansiyeli olan bir ekonomiden bahsediyoruz.”

Binali Yıldırım, mali disiplini asla elden bırakmayacaklarını, yapısal reformlara ve üretime yatırım ve teşvik yapmaya devam edeceklerini vurguladı. Üretim olmadan, sadece finansal araçlarla bir ülkenin kalkınamayacağının altını çizen Yıldırım, “Türkiye’nin gerçek kalkınması alın terine, akıl terine yatırım yapmasıdır ve bu yatırımın hem ülke içi ekonomide canlılık sağlaması hem de ülkeye döviz kazandırıcı hizmetlerin getirilmesi bakımından önemli. O bakımdan biz bugüne kadar yabancı kuruluşların tahminlerinin hep üzerinde neticeler aldık. Bunda da inşallah aynı şekilde 2017’de o tahminleri olumlu anlamda yanıltacak bir sonuç alacağımıza inanıyorum.” değerlendirmesinde bulundu.

Geçen yılın kasım ayında ABD başkanlık seçiminden sonra gelişmekte olan ekonomilerde bir dalgalanma olduğunu ve Türkiye’nin de bundan etkilendiğini söyleyen Yıldırım, bunun üzerine girişimcilerin dövizle borçlanmadan dolayı olumsuz etkilenmemesi için birçok tedbir aldıklarını ve bunların sonuçlarını gösterdiğini, Türk ekonomisinin kısa süre içinde toparlandığını anlattı.

Geçen yıl 584 bin kişiye istihdam sağladıklarını hatırlatan Yıldırım, bu yıl başlattıkları istihdam seferberliğiyle 3 ay içinde 800 binin üzerinde yeni istihdam sağladıklarını belirtti. İstihdam üzerindeki yükleri azaltacaklarını, çalışma hayatının düzenlenmesi konusunda atacakları adımlar olduğunu bildiren Yıldırım, ne çalışanın mağdur olacağını ne de çalıştıranın bütün bu yüklerden olumsuz etkileneceğini kaydetti. Yıldırım, “Çok kolay bir iş olmadığını biliyorum ama iki tarafı da mutlu edecek bir şekilde geleceğe yönelik düzenlemeleri yapacağız. Türkiye bir hukuk devleti, aynı zamanda demokrasiyle yönetilen bir ülke. Dolaysıyla çalışan, çalıştıran tarafların uzlaşacağı bir yöntemle biz de hakem olmak suretiyle çalışma hayatının gelecek yıllara yönelik düzenlemelerini yapacağız. Buna ihtiyaç var.” şeklinde konuştu.

Türkiye’nin bu yıl ve gelecek yıllarda demiryollarına çok büyük yatırım yapacağını aktaran Yıldırım, gelecek 10 yılda yapılacak yatırımın minimum 100 milyar TL düzeyinde olacağını anlattı.

Son 15 yılda karayolları, havayolları ve denizcilik gibi alanlarda önemli yatırımlar yaptıklarını ifade edenYıldırım, “Bu yüzden de Türkiye milli gelir olarak 3, ihracat olarak 4 kat büyüdü. Şu anda dünya krizden krize koşarken Türkiye dünyanın en büyük projelerini hayata geçirdi. Örneğin Marmaray, Avrasya Tüneli, dünyanın en büyük havalimanı, Osmangazi Köprüsü, Yavuz Sultan Selim Köprüsü. Şimdi, İstanbul Boğazı’ndan hem trenlerin hem otomobillerin geçeceği üç katlı bir tünel projesi üzerinde çalışıyoruz.” diye konuştu.

Sağlık alanında da çok büyük bir dönüşüm gerçekleştirildiğinin altını çizen Yıldırım, 2-3 bin yatak kapasiteli, bünyesinde konaklama ve yaşam alanları da barındıran şehir hastaneleri değil adeta “hastane şehirleri” kurduklarını dile getirdi.

“Yap/Yaptır-Kirala-Devret” ve “Yap-İşlet-Devret” modeliyle bugüne kadar gerçekleştirilen yatırımların yaklaşık 50 milyar doların üzerinde olduğunu aktaran Yıldırım, otoyol projelerinin de “Yap-İşlet-Devret” modeliyle devam ettiğini bildirdi.

BÖLGEDEKİ OLUMSUZ ŞARTLARA RAĞMEN KÜRESEL SERMAYE ÇEKİYORUZ

Bunların dışında üniversite öğrenci yurtları ile elektrik ve enerji alanlarındaki projelerin de sürdüğünü anlatan Yıldırım, şöyle devam etti:

“Takdir edersiniz ki büyük projeler artık devletin genel bütçe imkanlarıyla yapılamıyor. Çünkü öncelikler değişiyor. Yani şimdi önce sağlık, eğitim, savunma harcamaları yapacaksınız. Sosyal devlet olmanın gereği sosyal gruplara destekler vereceksiniz. Bütün bunlardan para kalırsa büyük altyapı yatırımlarına harcayacaksınız. Bu da mümkün olmadığı için, ben de bakan olduğum dönemde, bütçe dışı kaynaklardan yani ‘PPP metodu’ veya ‘Yap-İşlet-Devret’, ‘Yaptır-Kirala-Devret’ gibi yöntemlerle büyük projeleri gerçekleştirme yoluna gittik ve çok başarılı bir model oldu. Birçok büyük havalimanlarımızı yeniledik bu şekilde. Aynı şekilde devam eden projelerimiz var.

Bir de Türkiye’nin önünde iç ekonomisini canlandıracak, istidamı artıracak kentsel dönüşüm var. Türkiye bir deprem ülkesi dolayısıyla hem depreme karşı daha sağlam binalar yapmak hem de marka şehirler oluşturmak adına uygun yapılmayan imarsız yapıları kentsel dönüşüme tabi tutuyoruz. Bu da önümüzdeki on yıl içerisinde Türkiye’nin gerçekleştireceği önemli projelerden biri. Bizde proje çok, kaynak da çok. Yeter ki doğru projeler yapalım, insanımızı mutlu edecek projeler yapalım. Türkiye bölgedeki olumsuz şartlara rağmen hala küresel sermaye çeken bir ülke. Çünkü Türkiye’nin potansiyeli yüksek. Genç insan kaynağı, yetişmiş insan gücü var. Bütün civardaki pazarlara erişimi kolay. Yani 3 saat uçuşla 53 ülkeye ulaşıyorsunuz. Başka bir ülkede bu mümkün değil. O yüzden biz dünyanın en büyük havalimanını yapıyoruz. Çünkü İstanbul artık gittikçe bir transfer merkezi haline geliyor. Doğu ile batı arasında, kuzey ile güney arasında insanlar İstanbul’da buluşuyor. İstanbul’dan Afrika’ya, Avrupa’ya, Amerika’ya, Uzak Doğu’ya veya Kafkasya’ya gidiyor.”

Yıldırım, yabancı yatırımcıların kendini güvende hissetmesine ilişkin soruya şu yanıtı verdi:

“Yatırımcılar şunu düşünmeli, hesabını bilmeyen kasap elinde kalır masat. Dolayısıyla hesap kitap bilmeyen devlet ortada kalır. Yani yatırımı yapacak ve onun devamlılığını sağlamak için kendi hesabınızı iyi yapacaksınız. Siz hesabınızı iyi yapamazsanız başkası gelip sizin adınıza niye gelip yatırım yapsın. Yatırımcı niye gelir? Ülkede güvenlik, istikrar varsa gelir. Hukuk kuralları tam anlamıyla işliyorsa gelir veya iş kuruyor, kurduğu işte mevzuata, bürokrasiye boğulmuyorsa, bürokratik engellerle karşılaşmıyorsa o ülkeye gelir. Bir de rekabet şartları varsa gelir.”

Türkiye’de bütün bu şartların mevcut olduğunu dile getiren Yıldırım, yaptıkları düzenlemelerle şirket kurma sürelerini kısalttıklarını, ödenmeyen çeklerle ilgili çok ciddi tedbirler aldıklarını, hileli iflasları kaldıracak düzenlemeler yaptıklarını anlattı. Yıldırım, bütün bunların yatırımcıyı güvence altına alan düzenlemeler olduğunu söyledi.

Yatırımcılara bölgesel teşvikler verdiklerini belirten Yıldırım, böylece daha az kalkınmış bölgedeki yatırımlara çok gelişmiş bölgedekilerden ayrı ilave teşvikler bulunduğunu ifade etti.

Bunların dışında proje bazında da destekler verdiklerini vurgulayan Yıldırım, bilişim, petro-kimya, eneri, savunma ya da denizcilik gibi alanlarda 500 milyon dolar ve üzerindeki büyük ölçekli projeler sonucunda sağlanacak istihdam, yatırım, ihracat, iç piyasaya satış gibi noktaların değerlendirilerek belli vergi muafiyetleri, enerji maliyeti indirimleri gibi teşviklerin verildiğini kaydetti.

Çıkarılan Ar-Ge Kanunu, Patent Kanunu gibi adımları “muazzam dönüşüm” şeklinde niteleyen Yıldırım, uzay ajansı kurulması, TÜBİTAK Kanununun yenilenmesi, tarım reformunun yapılmasıyla ilgili çalışmaların sürdüğünü anlattı.

Geçen yılın sonunda başlayan ekonomik dalgalanmaya paralel, dövizle borçlanmaları nedeniyle firmaların sıkıntıya düşme ihtimaline karşı tedbir aldıklarını aktaran Yıldırım, şu ifadeleri kullandı:

“Bir tanesi yükümlülüğünü yerine getirmekte zorlanan, yani borçlarını vadesinde ödemeyenlerin bankalar tarafından sıkıştırılmaması için Kredi Garanti Fonu’nu devreye soktuk. Yani devlet bir anlamda Kredi Garanti Fonu marifetiyle teminat veriyor, bankalar da kredi kullanıyor. Bu şekilde zannediyorum, 140 milyar lira civarında bir kredi kullandırıldı, bu büyük işletmeler için. Küçük işletmeler için de, 3 yıllık faizsiz, ilk yılı ödemesiz bir KOSGEB kredisi kullandırdık. KOSGEB kredisini şu ana kadar 157 bin firma kullandı. Bunun da tutarı zannediyorum 5 milyar doları geçti. Asıl hedef 460 bine çıkmak, miktar olarak da 12 milyara ulaşmak.”

Türkiye’nin bundan sonra yatırım, üretim, istihdam ve ihracat olmak üzere 4 ayakta büyüyeceğinin altını çizen Yıldırım, bunun yanı sıra kamu tarafından mali disiplinin devam edeceğini belirtti.

Devlet imkanları ve yatırım önceliklerinin çok titiz şekilde belirleneceğini ifade eden Yıldırım, borcun gayrisafi milli hasılaya oranı ve bütçe açığı gibi konular dengeli şekilde gitmezse, çok para alıp verimsiz alanlara yatırım yapılırsa sıkıntı yaşanacağını, bu sıkıntının 15 yıl önce yaşandığını hatırlattı.

Türkiye’de bankaların sağlam olduğunu ve finans sisteminde bir sorun bulunmadığını dile getiren Yıldırım, zaman ekonomisi yapacaklarını yani yatırımcının işlerini daha kısa sürede yapabilmesi için bürokratik mevzuatı biraz daha azaltıp süreçleri hızlandıracaklarını söyledi.

Yıldırım, halk oylamasının ardından piyasadaki belirsizliğin de ortadan kalktığını vurguladı.

Başbakan Yıldırım ayrıca, belirli bazı miktarların üzerinde yatırım yapan yabancılara oturma izni ile vatandaşlık verdiklerini hatırlattı.

Hükümetin başında bulunduğu yaklaşık 1 yıllık süre zarfında ekonomik alanda yaptıkları reformların, çıkardıkları yasaların sayısının 100’ü bulduğunu ifade eden Yıldırım, Türkiye’nin bir yandan darbe ve terörle mücadele ederken bir yandan da küresel piyasaların bozulmasının getirdiği sorunları düzelten bir ülke olarak reformlara ara vermeden devam ettiğini söyledi.

MERKEZ BANKASI KENDİ YETKİSİ İÇERİSİNDEKİ HER TÜRLÜ KARARI ALIR

Yıldırım, Merkez Bankası’nın bağımsızlığı ile Türk lirasının dövize karşı durumuna ilişkin bir soru üzerine şunları kaydetti:

“Geçtiğimiz 6-7 ayı düşünün, yani daha geriye gitmeye lüzum yok. Merkez Bankası’nın kararlarını almasında herhangi bir tereddüt oldu mu? Merkez Bankası kendi kararını aldı ve uyguladı ama biz ayrıca dövizle borçlanan yatırımcılarımızı korumak adına tedbirler aldık. Merkez Bankası’nın tedbirlerini yeterli görmedik. Bunu da başardığımızı düşünüyorum. Şu anda öyle bir endişe, tereddüt yaşamıyorlar. Çünkü biz döviz borcu olanlara dedik ki ‘Siz Türk Lirası olarak getirin, Merkez Bankası’na verin, biz belirli bir kurdan onu kabul edeceğiz. Dolayısıyla sizin dövizi daha da artıracak bir gayret içine girmenize gerek yok. Bu tedbiri aldık.

Merkez Bankası mutlaka kendi yetkisi içerisindeki her türlü kararı alır. Buradaki yanlış anlaşılma şudur: Biz diyoruz ki ‘Yüksek faiz, yüksek enflasyon anlamına gelir.’ Dolayısıyla yüksek faizle yatırım yapamazsınız. Yatırımcı yüksek faizle kredi alırsa siz mevduata, vatandaşın parasına yüksek faiz verirseniz yani politika ile reel faiz arasındaki makas açılırsa, kredi maliyetleri de çok yüksek olursa yatırımcının iştahı azalır, yatırım yapmak istemez. Çünkü yatırımcı para kazanmak için yatırım yapıyor. Bizim dediğimiz o şekilde ekonomiyi orta ve uzun vadede öngörülebilir hale getirelim ki faizler kendiliğinden düşsün, maliyetler azalsın, yatırım miktarı artsın, hem yatırımcı hayal kırıklığına uğramasın, yaptığı yatırımdan para kazansın hem de ülkemiz kalkınsın. Dediğimiz budur. Yoksa söylenen şeyler Merkez Bankası’nın bağımsızlığına zarar getirecek şeyler değildir. Danışmanlar her şeyi söyleyebilir ama sorumluluk bizde.”

Kredi Garanti Fonu’ndaki 250 milyar dolarlık limitin hızlı şekilde kullanılabileceği ve belki ardından limitin artırılabileceği yorumu üzerine Yıldırım, “Kullandırırız, piyasada kimin ne kadar geleceğe yönelik taahhüdü olduğunu bildiğimiz için beklenmedik bir artış olacağını düşünmüyoruz ama ihtiyaç hasıl olursa her zaman ilave tedbirler alınır.” şeklinde konuştu.

Türkiye Varlık Fonunun ne olduğu, ne şekilde çalışacağının sorulması üzerine Yıldırım, fonun Başbakanlık altında kurulduğunu, üyeleri, yönetim kurulu ve genel müdürünün Başbakan tarafından atadığını anımsatarak şunları söyledi:

“Varlık Fonunun bir kısa-orta-uzun vadeli stratejik plan çalışması var. Bir tane ön çalışmayı tamamlayıp getirdiler. Şimdi onu arkadaşlarımız inceliyor. Ona göre bu planın hayata geçirilmesine olur vereceğiz.

Varlık Fonu, hemen üç-beş ayda, bir-iki senede sonuç almak üzere kurulmuş bir fon değil. Yani fonunun amacı, Türkiye’nin özellikle kaynak ihtiyacı duyduğu, uzun vadeli dönüşü olan projelere destek vermek esas itibariyle. Yani bütçeye yüklenmeden, maliyeti daha makul projelere destek vermek. Kamunun elindeki varlıkları çok daha iyi şekilde yönetmek ve oradan oluşturulan ilave kaynaklarla açığı kapatmak. Ayrıca iç ve dış ortaklıklara da gidebilir. Her türlü firma alım satımı, parasal işlemler, tahvil çıkarma gibi bütün bu işlemleri yapabilir.

Varlık Fonu bir anlamda Türkiye’nin yatırımla ilgili konular öncelikli olmak üzere finansal işlemlerde faiz yükünü azaltmaya yönelik ülkeye katma değer sağlayacak her türlü fırsat sağlayan işlemlere girmesini öngören bir yapı. Dünyada bunun örnekleri var. O örnekler gibi çalışacak ama daha çok yeni, zannediyorum şu anda 3 ülkeyle iyi niyet anlaşması imzaladılar, birtakım görüşmeler yapıyorlar.

Bazı projeler, o projelerin finansmanı, mesela geçmişte kaynak kullanılarak yapılmış projeler var. Onların maliyetlerini düşürücü bir destek de verebilir. Böylece o bankaların elindeki kaynaklar yeni projelere aktarılır, bu da ciddi bir imkan. Tabii ki sıradan rastgele alanlara yatırım yapmayacak, stratejik yatırım. Stratejik yatırım demek ülkeyi daha yukarılara taşıyacak ve bir mukayeseli üstünlük sağlayacak yatırımlar. Tamamen Başbakan sorumludur. Başbakanın sorumluluğunda yönetiminin oluştuğu ve profesyonellerin atandığı, uluslararası test edilmiş kuruluşların denetlediği bir yapı.”

Başbakan Yıldırım, halihazırda fonun faaliyet göstereceği belirli bir projenin olup olmadığının sorulması üzerine, 3 ülkenin varlık fonlarıyla iş birliği, iyi niyet anlaşması imzaladığını vurgulayarak, üzerinde çalışılan projeler olduğunu, bunların da altyapı projelerinin finansmanı ve mevcut projelerin daha düşük maliyetlerle yeniden finansmanıyla ilgili olduğunu dile getirdi.

AB HALK OYLAMASI SÜRECİNDE ANLAMSIZ, TARAFLI BİR TUTUM SERGİLEDİ

Başbakan Yıldırım, Avrupa Birliği’nin (AB) 16 Nisan’da yapılan anayasa değişikiliği halk oylaması sürecinde “çok anlamsız, çok taraflı” bir tutum içine girdiğini ve Türkiye-AB ilişkilerinin gerilmesine çok ciddi katkı sağladığını belirterek, “Haklı olarak Sayın Cumhurbaşkanımız (Recep Tayyip Erdoğan) da bu tutuma tepki gösterdi. AB özellikle son bir yıl içerisinde ciddi anlamda Türkiye ile olan ilişkilerinde bir bozulma, olumsuzluk var.” diye konuştu.

AB’nin gelecek vizyonuna karar vermesi gerektiğini dile getiren Yıldırım, İngiltere’nin Brexit sürecine işaret ederek, AB değerlerinin aşınmaya devam ettiğini, yok olduğunu Türkiye’nin de bunu halk oylaması sürecinde müşahede ettiğini anlattı.

Başbakan Yıldırım, halk oylaması sürecinde Avrupa’ya giden bakan ve milletvekillerine engel çıkarıldığı, buna karşılık ‘Hayır’ kampanyası yapanlara ise açık destek verildiğini anımsatarak, şöyle devam etti:

“Terör örgütünün Kandil’deki mensupları bile video konferansla o kampanyaya dahil oldular. Hatta bazı Avrupa ülkelerinde Türkçe başlıklı gazeteler çıkardılar. Kampanyanın başında, Türkiye’de yapılacak halk oylamasını gayrimeşru ilan etme çabasına girdiler. ‘Hayır verin’ dediler, ‘diktatörlük, tek adam sistemi geliyor’ dediler. Hatta ‘Cumhurbaşkanını öldürün’ diye daha geçenlerde, Fransa’da bir densiz, ‘Erdoğan’dan kurtulmanın yolu, bir suikast yapıp onu ortadan kaldırmaktır.’ dedi. Bunlar akla ziyan şeyler. Bunları yapanlara hukuki yönden gerekli cezalar verilecek, bunun takibini yapıyoruz. O ülkelerin yöneticilerinin de bu duruma sesiz kalmaları, seyirci kalmaları kabul edilemez. AB ile ilişkilerimizin olumlu yönde seyrine katkı sağlamıyor, bunu görmemiz lazım.”

2017’de, AB ile Gümrük Birliği konusunun gözden geçirileceğini fakat henüz başlanamadığını hatırlatan Yıldırım, geçen yıl 18 Mart’ta Türkiye ile AB arasında varılan mutabakat gereği sığınmacılar için taahhüt edilen mali destek ve vize serbestisi konularında da verilen sözlerin yerine getirilmediğine dikkati çekti.

AB’nin taahhütlerini yerine getirmek yerine, Türkiye’ye ders vermeye çalıştığını ve bunun kabul edilemez olduğunu vurgulayan Yıldırım, “Bunlar Türkiye’deki AB’ye olan ilgiyi, isteği artıran değil azaltan şeylerdir. Bunu tabii milletimiz ve biz de kasıtlı yaptıklarını düşünüyoruz. Aslında sizi birliğe almak istemiyoruz diyemiyorlar, böyle yollarla bizi uzaklaştırmaya çalışıyorlar. Biz girmiş değiliz ki çıkmaya karar verelim.” dedi.

AB’Yİ SAMİMİYETE DAVET EDİYORUZ

Türkiye’nin birliğe üyeliği konusunda önce AB’yi samimiyete davet eden Yıldırım, “Bir kere onlar gelecek vizyonunu belirlesinler, Türkiye ile yol yürümeye devam edecekler mi, etmeyecekleri mi? Bunu açık ve seçik ortaya koymaları lazım. O kararı görelim ondan sonra biz de yolumuzu belirleriz.” diye konuştu.

Başbakan Yıldırım, AB’nin Türkiye ile nasıl bir yol yürüyeceğini ya da yürümeyeceğini ortaya koyması gerektiğini kaydederek, “Zihinlerinin arkasında ne plan var onu bu milletin öğrenmesi lazım. Yani AB’yi bir dini birlik olarak mı görüyorlar? Yani, ‘Hristiyan olmayan bir ülkenin bu birlikte yeri yok’ düşüncesi kafalarının arkasında mevcutsa bunu dürüstçe, samimice ortaya koymaları lazım. Yoksa her iki tarafın da zaman kaybetmesinin bir anlamı yok.” görüşünü dile getirdi.

AB ile Türkiye arasındaki sığınmacı mutabakatıyla ilgili, mayıs ayında Avrupa’ya yeni bir öneri sunulup sunulmayacağı sorusuna Yıldırım şu şekilde cevap verdi:

“Hayır, biz onlara bir seçenek falan sunmak konumunda değiliz. Şu anda bizim konumumuz, AB bize verdiği sözlerin arkasında duruyor mu durmuyor mu? Bunun sonucunu bekliyoruz. Biz onlardan bekliyoruz. Vize serbestliği, göçmenler konusu, göçmenlere yardım konusu, Gümrük Birliğinin yenilenmesi konusu ve AB’ye girip girmeme konusundaki çok sesliliğin sona erdirilmesi. Birisi, ‘Efendim Türkiyesiz olmaz’ diyor, öbürü, ‘Türkiye ile asla olmaz’ diyor. Ne diyorsunuz kardeşim? Siz birlik olarak bir söyleminiz yok bir kere. Biz bunu bekliyoruz. Ondan sonra da kararımızı veririz, yolumuza devam ederiz.”

ABD Başkanı Donald Trump döneminde Türkiye-ABD ilişkilerine dair değerlendirmelerde bulunan Yıldırım, “ABD’nin yeni yönetiminin, geçmiş dönemde yaptığı yanlışları yapmayacağını ümit ediyoruz, düşünüyoruz. Ama bütün bu bahsettiğimizi konuları 16-17 Mayıs’taki NATO Zirvesi öncesinde, Sayın Cumhurbaşkanımız, Sayın Trump ile bir araya gelecek ve en üst düzeyde bu konular ele alınacak.” dedi.

Başbakan Yıldırım, ABD ile görüşülecek konular arasında, Suriye’de DEAŞ ile mücadelenin yanı sıra Türkiye-ABD’nin stratejik ortaklığının düzeyi ve bundan sonraki hedeflerinin ne olacağının bulunduğu kaydederek, “Ayrıca 15 Temmuz’un arkasında olduğundan zerre kadar şüphemiz olmayan Fetullah Gülen’in geleceği, iadesi konusu ve Gülen’in ABD’deki adamlarının faaliyetlerinin kısıtlanması, önlenmesi konusu, ayrıca tabii ABD’de Türkiye aleyhine, Türk vatandaşları aleyhine açılmış davalar var. Bütün bunlar görüşülecek.” şeklinde konuştu.

Ayrıca Yıldırım, Türkiye’deki referandumdan hemen sonra ABD Başkanı Trump’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı arayarak bizzat kutladığını hatırlattı.

15 Temmuz darbe girişimi sonrası sürece ilişkin bilgi veren Başbakan Yıldırım, 27 ilde 100’ün üzerinde dava açıldığını aktararak şöyle devam etti:

“126 dava açıldı. Bu davalar takdir edersiniz görüşülürken o sanıklar birtakım ifşaatta bulunuyorlar. Kimisi pişmanlık yasasından yararlanmak istiyor, kimisi yaptığından pişman oluyor ve detaylar anlatıyorlar. Bunlar anlatıldıkça yeni gözaltılar, tutuklamalar gündeme geliyor. Dolayısıyla dava çok karmaşık bir dava. İçeride ve dışarıda boyutları olan derin bir çalışma sonucu buraya gelmiş bir konu. O yüzden de bundan sonrası mahkemelerin işi olduğu için biz artık işi mahkemelere bırakmış durumdayız.”

Yıldırım, görevden alınanlarla ilgili itiraz mekanizması kurulma çalışmalarının devam ettiğini hatırlatarak şu ifadeleri kullandı:

“Önceden kurulan sistem yargı yolunu kapamıştı. Şimdi ne yaptık? Yeni bir kanun çıkardık. Bu kanuna göre 7 kişilik bir itiraz heyeti var. Onun da bugünlerde atamasını yapacağız. Bu, kampanya dolayısıyla biraz gecikti. Bir de bunların güvenlik soruşturması uzun sürdü ama atamalarını yapacağız. Bunu yapınca ne olacak? Bana diyelim ki birisi haksız uygulama yaptı. Bu komisyon inceleyecek eğer itirazı yerinde görülürse görevine iade edilecek. Aksi şekilde, ‘Tamam bu uygulama doğru yapılmış’ derse bu kez o itiraz edenin yargı yolu açılıyor. Şimdi yargı yolu kapalı. Mahkemeye gidecek, ona göre işlem yapılacak. Bu önemli bir gelişmedir. Bu da mağduriyetlerin önüne geçecek.”

Yıldırım sözlerini, “Bu davada bizim ABD’den beklentimiz FETÖ’nün iade edilmesidir. Bunda hiçbir tereddüt yok. Bu darbenin planlayıcısı, azmettiricisi, talimatlarını verenin FETÖ olduğunu hiçbir tereddüdümüz yok.” şeklinde tamamladı.

türk patron