Güncel Türkiye

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Dünya İnsan Hakları Günü” etkinliğinde konuştu

Genel Başkan ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ATO Congresium’da AK Parti İnsan Hakları Başkanlığınca düzenlenen “Dünya İnsan Hakları Günü” etkinliğinde konuştu.

Konuşmasına, vefat eden AK Parti kurucu üyelerinden İstanbul Ticaret Odası Başkanı İbrahim Çağlar’a rahmet dileyerek başlayan Erdoğan, “Sayın Çağlar, hayatı tam bir başarı hikayesi olan, iş dünyasında yükselirken insani ve vicdani vazifelerini de asla ihmal etmeyen örnek bir arkadaşımızdı. Kendisi ticaretin, siyasetin, sivil toplum faaliyetlerinin, hayatın içinde bizlerle beraber bu mücadeleyi sürdürebileceğinin ete kemiğe bürünmüş bir örneği olarak bu yolculukta devam etti. Ülkemizin en eski ve büyük ticaret odasında uzun yıllardır çeşitli kademelerde üstlendiği sorumlulukları başarıyla yerine getiren Sayın Çağlar’dan beklediğimiz çok hizmetler vardı.” diye konuştu.

Çağlar’a Allah’tan rahmet, ailesine ve iş dünyasına, tüm sevenlerine ve millete başsağlığı dileyen Erdoğan, Çağlar’ın cenazesinin, yarın ikindi namazına müteakip Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Camisi’nde kılınacak cenaze namazının ardından Sahra-ı Cedid Mezarlığındaki aile kabristanına defnedileceğini, cenaze törenine katılmaya gayret edeceğini aktardı.

BİZİMLE BERABER OLANLAR KAZANACAKTIR

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2017 yılı üçüncü çeyrek büyüme oranının yüzde 11,1 olarak açıklandığına dikkati çekerek, şöyle devam etti:

“Bu oranla Türkiye, üçüncü çeyrekte dünyanın en hızlı büyüyen ekonomisi olmuştur. Bu yıl birinci çeyrekte revize edilmiş haliyle yüzde 5,3 ve ikinci çeyrekte yüzde 5,4 büyüyen Türkiye, böylece üçüncü çeyrekte neredeyse ikinci yarının tamamına denk bir büyüme oranına ulaştı. İnşallah yılın tamamında da en az yüzde 7 civarında bir büyüme oranı elde etmeyi hedefliyoruz. Büyümede yatırımcıların ciddi katkısı olması, elde edilen başarının kalıcılığına işaret ediyor. Bu rakamlarla, ülkemizi zayıf göstermek için var güçleriyle çalışan iç ve dış fesat odaklarına en güzel cevabı verdiğimize inanıyorum. Türkiye kendisine güvenen, inanan, yatırım yapan hiç kimseyi sukutuhayale uğratmamıştır, uğratmayacaktır. Bizimle beraber olanlar kazanacak, bizim karşımızda yer alanlar ise kaybedecektir.”

Erdoğan, AK Parti İnsan Hakları Başkanlığınca, 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü dolayısıyla düzenlenen etkinliğin, mazlum ve mağdurlar başta olmak üzere tüm insanlık için hayırlara vesile olmasını dileyerek, emeği geçen herkese teşekkür etti. Erdoğan, insan hakları alanındaki çalışmaları sebebiyle, merhamet, sabır ve insani yardım alanlarında ödül verilecek kişileri de tebrik etti.

FİLİSTİNLİ KARDEŞLERİMİZE SELAMLARIMIZI İLETİYORUM

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü’nün, dünyanın pek çok yerinde ve özellikle Kudüs’te insan haklarının ayaklar altına alındığı dönemde anıldığına dikkati çekerek, “Yaşadıkları topraklarda tüm hakları ellerinden alınan, her gün baskıyla, zulümle, tacizle kendilerine adeta dünyanın zindan edildiği Filistinli kardeşlerimize buradan selamlarımızı iletiyorum.” dedi.

Katılımcıların “Kudüs bizimdir bizim kalacak” sloganlarını dinleyen Erdoğan, “Atalarımız ‘Zulümle abad olanın ahiri berbad olur’ diyor. Kudüs’te sergilenen vandallığın, zulmün, hoyratlığın ilelebet devam etmesi mümkün değildir. O Kudüs ki her taşında, toprağının her zerresinde ayrı bir hikayeyi barındırır. O Kudüs ki uğruna her şeyini feda etmeye hazır kimlere yar olmamıştır. Bugün kendilerini Kudüs’ün sahibi sananlar yarın arkasına saklanacak ağaç dahi bulamayacaklarını bilmelidirler.” ifadesini kullandı.

Kudüs’ü aldığında kadın, çocuk, ihtiyar demeden 70 bin Müslüman’ı katledenlerin vahşeti ile aynı şehri fethederken tek bir kişinin burnu kanamasın hassasiyetiyle hareket eden Selahattin Eyyubi’yi iyi hatırladıklarını belirten Erdoğan, “Tarih, kuşatma sırasında kutsal mekanlar tahrip olmasın diye Kudüs’ü savaşsız teslim eden Osmanlı’nın nezaketiyle, şehrin kadim sakinlerinin evlerini başlarına yıkanların barbarlığını aynı şekilde kaydedecektir.” dedi.

Erdoğan konuşmasında Kudüs’e ilişkin bir şiirden şu, mısraları okudu:

“Ey Kudüs, ey peygamberler kokusu, Ey yerin göklere en yakın avlusu, Ey şehrilerin incisi, Acıdır cadde taşları, Acıdır müezzin sesleri, Ey Kudüs ey kentlerin en acılısı, Kim durdurur düşmanları sana karşı Ey dinlerin gerdanlığı, Kim siler kanları duvar taşlarından, Kim kurtarır İsa’yı İsa’yı öldürenlerden, İnsanı kim kurtarır, Ey Kudüs ey sevgilim, Dönüyor güvercinler gene, Tertemiz masmavi göklere.”

Erdoğan, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Filistin ve özellikle de Kudüs’ün büyük acılara maruz kaldığını, yüreklerden hep feryatların yükseldiğini belirtti.

Mavi göklere giden güvercinlerin hep tertemiz döneceğini ifade eden Erdoğan, “Kudüs’ü Müslümanlara ve diğer dinlerin mensuplarına zindan edenler, ellerine bulaşan kanı asla temizleyemeyeceklerdir.” ifadesini kullandı.

Erdoğan, ABD’nin Kudüs kararı ile dökülen kana ortak olduğunu belirterek, “Biz bu kararı asla tanımıyoruz, tanımayacağız. Başkan Trump’ın bu açıklaması bizi bağlamaz. Kudüs’ü de İslam dünyasını da bağlamaz. Sen çalarsın, sen oynarsın. Olay bu.” diye konuştu.

1967 sınırları içinde başkenti Doğu Kudüs olan egemen ve bağımsız bir Filistin devleti kurulana kadar bu mücadelenin bitmeyeceğini, bunun böyle bilinmesi gerektiğini vurgulayan Erdoğan, bugün yaşanan sorunların temelinde Amerika ve Avrupa’nın en başından beri İsrail’in önünü açan, haksız işgalini ve yerleşimlerini destekleyen politikaları olduğunu söyledi.

FİLİSTİN ŞÖYLE NOKTACIKLAR HALİNDE

“Bu ülkeler BM kararlarına sahip çıkmış olsaydı bölgede on yıllardır süren acı, haksızlık, zulüm ve katliamların önüne geçilebilirdi.” diyen Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:

“1947 yılında Filistin’de neredeyse İsrail diye bir yer yok idi ama ondan sonra başladı ve Filistin lime lime bölünerek Birleşmiş Milletler’in 67 kararı da buna dahil öyle bir noktaya gelindi ki şu anda Filistin şöyle noktacıklar halinde ve genelini tamamıyla İsrail’e vermiş durumdalar. Bunu kim yaptı? Batı. Şimdi de 1980 yılı 478 sayılı BM Güvenlik Konseyi kararını o zamanlar Amerika çekimser bir havada, İsrail, bunun dışında bir ülke tanımadığı halde bunlar işte o günden bugüne ‘Biz yaptık oldu’ mantığıyla buraya geldiler. ABD’nin Kudüs kararına karşı ortaya konan tepkilerin Batı ülkelerinin bu tutarsız İsrail politikasında bir kırılma noktası teşkil etmesini temenni ediyorum.”

Erdoğan, Türkiye olarak bu konudaki tepkilerini ve hayata geçirecekleri politikaları hem kendi adlarına hem de zirve dönem başkanı oldukları İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) çatısı altından dile getireceklerini, zirvenin bu bakımdan bir dönüm noktası teşkil edeceğine inandığını aktardı.

FİLİSTİN VE KUDÜS KONUSUNDA HERKESE NOTUNU VERECEĞİZ

Dünyada samimi olarak insan hakları savunucusu ve barış yanlısı olan herkes için Filistin ve Kudüs meselesinin bir turnusol kağıdı olduğunu anlatan Erdoğan, “Bu meselede mazlumun ve haklının yanında yer almayan hiç kimsenin ne insan hakları ne de bölgesel ve küresel barış konusunda söyleyecek hiçbir sözü olamaz. Filistin ve Kudüs konusundaki ifadeleri yakından takip edecek, ona göre de herkese notunu vereceğiz.” değerlendirmesinde bulundu.

Erdoğan, bugün dünyada insan haklarının Batı ülkelerinin belirlediği standartlar ve onların ürünü olan kavramlar üzerinden konuşulduğunu ve tartışıldığını vurguladı.

İnsan hakları meselesinin küresel bir konu olduğunu ifade eden Erdoğan, her toplumun, kültürün, medeniyetin bu konuda söyleyecek sözü, ortaya koyacak bir duruşunun olduğunu söyledi.

İNSAN HAKLARININ ZİRVESİ, ‘İNSAN YARATILMIŞLARIN EN ŞEREFLİSİDİR’ HÜKMÜDÜR

Dünyadaki hakim kavramlar ve standartlar üzerinden bu meseleyi tartışırken kendi ölçülerini ihmal etmemekle mükellef olduklarına işaret eden Erdoğan, şöyle dedi:

“Bana göre insan haklarının zirvesi, bizim medeniyetimizin ‘İnsan yaratılmışların en şereflisidir’ hükmüdür. Yunus Emre’nin ‘Yaratılanı severim yaradandan ötürü.’ sözünün kaynağı da bu hükümdür. Rabbimiz insanı dünyadaki gördüğümüz ve göremediğimiz tüm varlıklardan üstün kıldığına göre bunun daha üzerinde bir hak tanımı yapmaya uğraşmak beyhudedir. Öyle ki kul hakkı dediğimizde insan hakları başlığında dile getirilenlerin tamamını hatta fazlasını ifade etmiş oluyoruz. İnancımızda, dinimizin, hatta devletin ‘Zarurat-ı Hamse” denilen beş temel gayesi vardır.”

Erdoğan, insanın canının, aklının, neslinin, inancının, malının korunmasından devletin sorumlu olduğunu ve bunun devletin görevi olduğunu vurgulayarak, sözlerini söyle sürdürdü:

“Burada haksız yere bir insanın öldürülmesini tüm insanlığı öldürmek olarak gören bir ölçüden söz ediyorum. Burada aklı en büyük nimet olarak gören dolayısıyla bunun korunması için çok net ve sert hükümler getiren bir anlayıştan söz ediyorum. Burada neslin korunması başta olmak üzere insanın namusunun, iffetinin, haysiyetinin, onurunun üzerine adeta titreyen bir yaklaşımdan söz ediyorum. Allah nezdindeki hak din İslam’ı hiçbir zorlamaya, baskıya, tehdide maruz kalmaksızın hayat nizamı ve diriliş kaynağı olarak gören bir kabulden söz ediyorum. Burada meşru yollardan elde edilmiş malları her türlü gasba, yağmaya, meşruiyetine halel getirecek tüm tehditlere karşı koruma altına alan her türlü zekat, sadaka ve benzeri yöntemleri başkalarını da gözetecek şekilde güvenceye kavuşturan bir düzenden söz ediyorum.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:

“Görüldüğü gibi bizim ölçülerimizde eksik, sıkıntı yok. Bunların BM ve AB gibi dünya çapında kriter koyan kuruluşların insan hakları anlayışlarından fazlası var, eksiği yok. Bizim tek sorunumuz kendi ölçülerimize kendimizin riayet etmiyor olmasıdır. Kur’an ve sünnet terbiyesi almamış kendini bilmezler asla İslam’ı temsil edemezler. Bu konuda bizim çok sağlam referanslarımız var.”

Erdoğan, ecdadın geçmişte insana dair her konuda hassasiyetler ortaya koyduğunu, bugün dahi örneklerine rastlamanın mümkün olmadığını belirtti.

Dünyanın her yerinde ileri seviyelere taşınan vakıf müesseselerinin, Türkiye’de uzun bir süre yok sayıldığını, üzerinin örtülmeye çalışıldığını ifade eden Erdoğan, Türkiye’de insandan hayvana kadar tüm canlıların ihtiyaçlarını karşılamaya, haklarını korumaya yönelik vakıflar bulunduğunu dile getirdi.

Erdoğan, son 15 yılda vakıfları, hem tarihi misyonlarına hem de günün ihtiyaçlarına uygun ilave fonksiyonlarıyla ihya etmek için yoğun çaba sarf ettiklerini, bu konuda önemli mesafe katettiklerini söyledi.

DEVRİM NİTELİĞİNDE PEK ÇOK REFORMA İMZA ATTIK

Türkiye’de insan haklarının her alanında olduğu gibi, dini, kültürel, sosyal, siyasi, ekonomik alanlarda, insan hakları başlığı altında değerlendirilebilecek devrim niteliğinde pek çok reforma imza attıklarını kaydeden Erdoğan, “Bizim bu çıkışımızı Batı, ‘sessiz devrim’ diye niteledi. İnşallah önümüzdeki dönemde tüm bu çalışmaları kesintisiz şekilde sürdürecek, daha ileriye taşımak için gayret edeceğiz.” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin Suriye ve Irak’ta yaşanan insani dramlar karşısındaki duruşunun başlı başına bir insan hakları efsanesi olduğuna vurgu yapan Erdoğan, daha önce birinci ve ikinci Körfez Savaşları döneminde Irak’tan gelen yüz binlerce kişiye, Türkiye’nin sorgusuz sualsiz kapılarını açtığını, durum normale dönene kadar sahip çıktığını hatırlattı.

Erdoğan, Suriye’de son 7 yıldır kesintisiz süren kriz döneminde Türkiye sınırlarına gelen herkese kucak açıldığını söyledi.

Milyonlarca kişinin bir kısmının kurulan kamplarda diğer kısmının da şehirlerde misafir edildiğini anlatan Erdoğan, bu durumda yaklaşık 3,5 milyon kişi bulunduğunu belirtti.

Erdoğan, “Halen Suriyeli ve Iraklı bu 3,5 milyona yakın sığınmacı ülkemizde hayatını sürdürüyor. Var mı dünyada örneği? Yok. Ama Türkiye bunu yaptı. Diğer ülkelerden, bölgelerden gelenlerle bu rakam, 4 milyonu geçiyor. Bugün Türkiye, dünyada sınırları içinde en çok mülteci barındıran ülke durumundadır. Canını, namusunu, geleceğini kurtarmak için kapımıza gelen herkesin başımızın üzerinde yeri vardır. Rabbim kimseyi evinden, yurdundan, özgürlüğünden etmesin.” diye konuştu.

BİZİM HERKESE KAPIMIZ DA KALBİMİZ DE AÇIKTIR

Anadolu’nun bir göçmenler diyarı olduğunu, asırlar boyunca doğudan, batıdan, kuzeyden, güneyden her istikametten bu coğrafyaya akın akın insanlar geldiğini anımsatan Erdoğan, başı dara düşen herkesin inancına, kökenine, meşrebine bakılmaksızın bu topraklarda kendine yer bulduğunu, gelecek kurma imkanı elde ettiğini söyledi.

Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bugün her kim Suriye’den, Irak’tan, Kuzey Afrika’dan veya bir başka bölgeden gelenlere kem gözle bakıyorsa geçmişinden, tarihinden bihaber demektir. Bu kişilerin birkaç kuşak gerisine gidersek onlarda da bir muhacirlik bulacağımızdan ben eminim.

Kimsenin mazlumları, mağdurları niçin ülkemizde barındırdığımızı sorgulamaya hakkı yoktur. Bu ülkeye, bu millete ihanet içerisinde girmemiş olması şartıyla bizim herkese kapımız da kalbimiz de açıktır, açık olmaya devam edecek.”

“Asıl üzülmemiz gereken, yüreğimizi parçalamamız gereken buraya gelenler değil bu yolculuk sırasında hayatlarını kaybedenler olmalıdır.” diyen Erdoğan, Aylan bebeğin kıyılara vuran minik bedeninin, aile fertlerinin tamamını kaybettikleri için el ele tutuşarak askerlere sığınanların asla unutulmayacağını kaydetti.

GÜÇSÜZÜN HAKLI DA OLSA ÇARESİZLİK İÇİNDE KIVRANDIĞI BİR DÖNEMDEN GEÇİYORUZ

Ülkesinde en iyi eğitimi alıp, en prestijli işlerde çalışırken bir anda her şeyini kaybedip hayata sıfırdan başlamak zorunda kalan kariyer sahiplerinin de asla unutulmayacağını dile getiren Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Eğer dünyada mültecilere sahip çıkma konusunda bir ödül verilecekse, bunu en fazla hak eden ülke Türkiye’dir. Bize böyle bir ödülün asla verilmeyeceğini gayet iyi biliyoruz. Çünkü dünyada her konu gibi insan hakları meselesi de tamamen politik konumla ilgilidir. Hatta her gün Filistinlileri katleden İsrail’e veya halkına zulmeden bir başka terör devletine böyle bir ödülün verilmesi bizi asla şaşırtmaz. Bunlar YPG’ye, PYD’ye ödül verecek kadar ödülsüzlükten nasibini almışlardır. Bunlar bir terör örgütünü bir başka terör örgütüyle yok etmek gafletine girecek kadar barıştan uzak tiplerdir.

Bu durum sadece onların insan haklarına hizmet edecek işler yaptıklarına değil politik olarak doğru ittifakların içinde ne denli yer aldıklarını da işaret eder. Çünkü haksız da olsa güçlünün üstün olduğu güçsüzün ise haklı da olsa çaresizlik içinde kıvrandığı bir dönemden geçiyoruz. Bazusu ne kadar güçlü olursa olsun, istediği kadar silahları olanlar olsun, istediği kadar nükleer başlığı olanlar olsun, güçlü olan onlar değil, güçlü olan haklı olandır. Bu düzeni kabul etmiyoruz bunun için de ‘Dünya beşten büyüktür.’ diyerek itirazımızı tüm dünyada dile getiriyoruz.”

Erdoğan, yaşanan her hadisenin bu itirazın ve isyanın haklılığını teyit ettiğini belirterek,”İnsanlığın vicdanında her gün biraz daha gür şekilde yankı bulduğunu gördüğümüz bu gayretimiz, inşallah çok uzak olmayan bir tarihte Birleşmiş Milletler’in özellikle Güvenlik Konseyi’nin reformuyla neticelenecektir.” dedi.

SİGARA İÇENİN YANINDAKİ PASİF İÇİCİYİ RAHATSIZ ETMESİ KUL HAKKIDIR

Cumhurbaşkanı Erdoğan, anlayışlarında “Müslümanın Müslüman üzerindeki hakları” diye bir çerçevenin olduğunu anımsatarak, şöyle konuştu:

“Bana göre dünyadaki en geniş insan hakları tanımı da budur. Bu öyle geniş bir çerçevedir ki içine maddi ve manevi haklara dair her şey girer. Mesela bunlar arasında ana babanın evladı üzerindeki hakları, komşunun komşu üzerindeki hakları, öğretmenin öğrencisi üzerindeki hakları ve daha pek çok alt başlığı saymak mümkün. Aynı şekilde bu çerçevenin içerisinde çevreye zarar vermemek, havayı kirletmemek, gürültü yapmamak, kalp kırmamak, kötü söz söylememek, saygıda kusur etmemek, bir şey daha söyleyeceğim şimdi; sigara içmek suretiyle pasif vatandaşı darda bırakmamak. Ve daha nice incelik var ki hepsi de insanla ve insan haklarıyla ilişkilidir. Dikkat ederseniz, gençler size de sesleniyorum; sigara içmek suretiyle sen orada duman altı olurken, yanındaki pasif içiciyi rahatsız etme hakkına sahip değilsin. Bunun adı, kul hakkıdır, kul hakkı, bunu böyle bilesiniz.”

(KILIÇDAROĞLU’NA) SEN BU MÜLTECİLERLE İLGİLİ ŞU ANA KADAR NE YAPTIN?

Milletin “hak” ve “hukuk”u genellikle birlikte ifade ettiğine dikkati çeken Erdoğan, “Yani bir işin özü ile biçimi aynı anda zikredilir. Şayet hem inancımıza hem küresel kabullere uygun bir insan hakları zemini oluşturacaksak, hareket noktamız işte burası olmalı. Biz hakkı ve hukuku korumak için, geçtiğimiz 15 yıldır elimizden gelen gayreti gösterdik. Mücadelemizde en büyük desteği, işte burada sivil toplum kuruluşlarımızdan gördük.” dedi.

Programda insani yardım alanında faaliyet gösteren 300’den fazla sivil toplum kuruluşu temsilcisinin bulunduğunu belirten Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:

“Ben her birine ayrı ayrı şahsım ve milletim adına teşekkür ediyorum. Bu kuruluşlarımızın her birine Müslüman’ın Müslüman üzerindeki hakkının teslimi konusunda gösterdikleri gayretler için şükranlarımı sunuyorum. Hepsine de ‘İnsanlık için iyi ki varsınız’ diyorum. Aslında kişisel olarak insan hakları alanındaki çalışmaların ifşasının çok fazla görünür olmasını pek doğru bulmuyorum. Uluslararası platformlarda Suriyeliler için 30 milyar dolar harcama yaptığımızı inanın bana adeta utanarak ifade ediyoruz ama bu ülkenin ana muhalefetinin başındaki kişi sadece hükümete, sadece iktidara bir şeyler söyleyebilmek için ‘Bize bunu ispat edin’ diyor. Anlayışa bak, mantığa bak. Sen bu mültecilerle ilgili şu ana kadar ne yaptın? Bunu söylememizin tek sebebi de insanlık ve özellikle de mazlumlar için doğru dürüst yapmadıkları halde büyük bütçe ve propagandalarla dünya kamuoyunu yanıltmaya çalışanlara derslerini vermektir. Sizlerden bu hassasiyeti daima gözetmenizi bekliyorum.”

İnsan Hakları Günü Etkinliğine, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yanı sıra Başbakan Yardımcısı Recep Akdağ, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya, AK Parti Genel Başkan Yardımcıları Mahir Ünal, Ravza Kavakcı, Erol Kaya, Mehdi Eker ve Öznur Çalık ile çok sayıda davetli katıldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AK Parti İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ravza Kavakcı’nın konuşması işitme engelliler için işaret diliyle anlatıldı.

Katılımcılara, AK Parti İnsan Hakları Başkanlığınca hazırlanan “İşimiz İnsana Hizmet” başlıklı kitapçıklar dağıtıldı.

Programda, AK Parti İnsan Hakları Başkanlığınca hazırlanan ve İnci Koleji öğrencileri tarafından insan hakları temalı videolarla desteklenmiş sahne gösterisi sergilendi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasının ardından ödül töreni düzenlendi. Elektrik teline kanadı takılan kuşu kurtarmak isterken akıma kapılan ve ellerini kaybeden çoban Ramazan Taşdemir, “Merhamet” ödülünü kazandı. Tedavisi devam eden Taşdemir’in ödülünü babası Mehmet Taşdemir aldı.

“Sabır” ödülü, 1995 yılında Öğretmenler Günü nedeniyle düzenlenen kompozisyon yarışmasında birinci olan ancak başı örtülü olduğu için o gün ödülünü alamayan Tevhide Kütük Güneri’ye, “İnsani Yardım” ödülü ise AFAD Başkanı Mehmet Güllüoğlu’na Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından verildi.

Mardin’deki Midyat Sığınmacı Kampında yaşayan Suriyeli Rim Curiye yaptığı resmi, Erdoğan’a takdim etti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İnci Koleji öğrencileri ve ardından AK Parti İnsan Hakları Başkanlığı Yönetimi üyüleri ile hatıra fotoğrafı çektirdi.

türk patron