Türkiye

Başbakan Yıldırım, 9. Büyükelçiler Konferansı‘na katılanlara verilen öğle yemeğinde konuştu

Başbakan Binali Yıldırım, 9. Büyükelçiler Konferansı dolayısıyla Çankaya Köşkü’nde düzenlenen yemekte yaptığı konuşmada, “2023’e Doğru: Milli Değerler ve Küresel Hedefler” başlığıyla düzenlenen konferansın ülkeye ve millete hayırlar getirmesini diledi.

İyi ve kötü yönleriyle bir yılı artık geride bıraktıklarına işaret eden Yıldırım, 2016’nın Türkiye ve dünya için sıkıntıların yaşandığı, bölgesel sorunların ve ekonomik krizin devam ettiği bir yıl olarak kayıtlara geçtiğini belirtti.

Yıldırım, 15 Temmuz darbe girişiminin 2016 yılına damgasını vurduğunu, o gün ülkenin ve milletin demokrasi tarihinde kendisine yöneltilen en büyük ihanetle karşı karşıya kaldığını söyledi.

Ülkenin darbe girişimlerine, yakın tarihi bakımdan çok da yabancı olmadığını, 1960 yılından bu yana 6 darbeyi gören bir ülkeden bahsettiklerine dikkati çeken Yıldırım, 15 Temmuz darbe girişimin diğerlerinden çok farklı olduğunu bildirdi.

Türkiye’de ilk defa silahlı asker kılığına girmiş Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensuplarının, ülkenin tankını, topunu, uçağını gasbederek milletin üzerine ateş açtığını, milletin de göğsünü bu silahlara siper ederek hainlerin alçak emellerine ulaşmasını engellediğini vurgulayan Yıldırım, şöyle devam etti:

“Belki de dünyada bunun başka bir örneği yoktur. Silah karşısında sadece bayrak, vatan ve demokrasi sevgisiyle göğsünü siper eden, liderine, başkomutanına güvenen bir millet bu alçak girişimi akamete uğratmış, darbecilere darbe vurmuştur. İşte böyle bir milletin ferdi olmaktan hepimiz gurur duymalıyız. Türk milleti bir demokrasi destanı yazmıştır. Türk milleti 15 Temmuz’da ikinci istiklal mücadelesini açık ve net bir şekilde kazanmıştır, ülkemizin geleceğini, gençlerimizin geleceğini alçaklara çiğnetmemiştir.”

Yıldırım, ülkenin bekası için mücadele veren şehitleri rahmetle andı, gazilere ve yaralılara da acil şifa diledi.

Bugün de önlerinde en az 15 Temmuz’daki alçak darbe girişiminin akamete uğratılması kadar önemli bir konu olduğunu vurgulayan Yıldırım, şu görüşlere yer verdi:

“Görevimiz, 15 Temmuz sonrasında olup bitenleri dünyaya en doğru şekilde anlatmak. Bu alçak terör örgütü aslında darbede yenilmesine rağmen algı operasyonları bütün dünyada devam ediyor. Bunu biliyoruz. Sadece bunların değil diğer bölücü terör örgütlerinin de, PKK’nın, yine algı operasyonları Avrupa ağırlıklı olmak üzere devam ediyor. Bugün DEAŞ da PKK da Avrupa’da terör örgütü olarak tanınıyor ama DEAŞ’ın propagandasına orada izin veriliyor mu? Katiyen izin verilmez. Onların bayraklarını, Avrupa Parlamentosunun koridorunda teröristlerin resimlerini görebiliyor musunuz? Ama PKK’nın bayrağını da reklamını da Avrupa’nın her yerinde görüyoruz. Dostumuz, müttefikimiz Avrupa, terör örgütleri arasında ayrım yapıyor.”

Avrupa’nın DEAŞ gibi PKK’ya da müsamahakar olmamasını isteyen Yıldırım, “Terör örgütlerinin birini diğerine tercih etmek insanlığa, dünya barışına yapılabilecek en büyük ihanettir. Dostlarımıza sürekli bunu söylüyoruz. Terör örgütlerinin hepsi aynı merkezden yönetilir. Bir terör örgütüyle bir başka terör örgütünü yok edemezsiniz. Böyle bir gaflet içinde olmayın.” uyarısında bulundu.

Yıldırım, terörle mücadeledeki başarının sırrının işbirliği, birlikte hareket, bilgi paylaşımı ve terör örgütleri arasında ayrım yapmamak olduğunu, yaşanan acı tecrübelerin gün geçtikçe bunu daha iyi gösterdiğini kaydetti.

Binali Yıldırım, “Avrupa’nın güvenliği Türkiye’den başlar. Eğer Türkiye güvenli olmazsa Avrupa da hiç güvenli olmaz.” dedi.

Yıldırım, 9. Büyükelçiler Konferansı dolayısıyla Çankaya Köşkü’nde düzenlenen öğle yemeğinde yaptığı konuşmada, büyükelçilerin yurt dışında 200’den fazla ülkede Türk bayrağını dalgalandırdıklarını, Türkiye’nin oralardaki gururu olduklarını söyledi.

Büyükelçilerin işlerinin kolay olmadığını ifade eden Yıldırım, “Türkiye bugün tek boyutlu değil, birçok boyuta sahip bir mücadeleyi tek başına sürdürmek mecburiyetindedir. Türkiye bir asimetrik saldırı altındadır.” diye konuştu.

Bir yandan PKK, DEAŞ bir yandan da FETÖ ile aynı anda kapsamlı bir mücadele yürütüldüğünü anımsatan Yıldırım, şöyle devam etti:

“Birçok ülke terörle özellikle DEAŞ terör örgütüyle mücadelenin sadece lafını yapıyor. Fırat Kalkanı’yla Suriye’de, Başika’da, Irak’ta ve Türkiye’de gerçek anlamda bu terör örgütüyle mücadeleyi Türkiye yapıyor. Bunu artık dünya görmelidir, görmek mecburiyetindedir. Türkiye, bölgenin istikrarı için çok büyük mücadele veriyor. Bizim hedefimiz ve amacımız dış politikada dostlukları artırmak, düşmanlıkları azaltmak. Bunu yaptığımız zaman hem bölgenin huzurunu, istikrarını, güvenliğini sağlayacağız aynı zamanda da bölgesel barışa, küresel barışa anlamlı bir katkı vermiş olacağız. Bunun da ötesinde milyonlarca günahsız insanın geleceğini kurtaracağız.”

BU BİR ADIMDIR

Başbakan Yıldırım, Türkiye’nin etrafının ateş çemberi olduğuna ve Suriye’de 5-6 yıldır durumun gittikçe kötüye gittiğine dikkati çekerek, sonunda inisiyatif almak, oradaki akan kanı durdurmak ve ülkenin acılarını sona erdirmek için başta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere hükümetin çok daha aktif bir rol aldığını ve Rusya ve İran’ın da katkılarıyla ateşkesi başlattıklarını anlattı.

Bunun geç olsa da önemli bir adım olduğunu vurgulayan Yıldırım, “Tekrar o masum, mazlum, günahsız insanların geleceğe yönelik umutları yeşerdi, moralleri düzeldi. Bununla da kalmadık, bu ateşkesi Birleşmiş Milletlere taşıyarak, bütün dünyaya mal ettik. Bu bir adımdır. Eğer burada tekrar bir iş kazası, yol kazası yaşamazsak, bundan sonrası artık siyasal çözüme giden yolun başlangıcı olacak.” diye konuştu. Bunun için de yine Türkiye’nin aktif bir rol oynadığını dile getiren Yıldırım, yakın bir gelecekte bu acıların sona ereceğini söyledi.

Binali Yıldırım, bugün Suriye’nin nüfusunun yarıdan fazlasının, yaklaşık 10 milyon insanın ülkeyi terk ettiğine işaret ederek, 3 milyonunu Türkiye’nin ağırladığını söyledi. Türkiye’de 300 binden fazla öğrencinin okullarda okutulduğunun altını çizen Yıldırım, 200 bine yakın bebeğin de gözlerini dünyaya Türkiye’de açtığını hatırlattı.

Bütün bunları severek, isteyerek yaptıklarını anlatan Yıldırım, “Çünkü bu çocukların, bu korumasız insanların bu savaşta bir günahı yok. Onlar bu anlamsız savaşın bedelini ödüyor. Onun için ‘insanlık ölmedi’ diyoruz ve bunları bağrımıza basıyoruz. Ekmeğimizi, evimizi paylaşıyoruz. Zor günlerinde komşularımıza yardımcı oluyoruz.” ifadesini kullandı.

HER ÜLKENİN GÜVENLİĞİ VE GÜVENSİZLİĞİ AYNI KONUMA GELMİŞTİR

Dünyanın ise bu konuda Türkiye’nin sırtını sıvazlamaktan başka bir şey yapmadığını vurgulayan Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Avrupa ülkeleri bol bol konuşuyor. Bırakın konuşmayı siz de biraz el atın, biraz yük alın. Bu yük sadece Türkiye’nin sırtında kalmamalı. Avrupa’nın güvenliği Türkiye’den başlar. Eğer Türkiye güvenli olmazsa Avrupa da hiç güvenli olmaz. Terörün olmadığı yer mi var? Bizde bir olay oluyor, bir gün sonra Avrupa’da oluyor, bir gün sonra Amerika’da oluyor. Onun için terör karşısında güvenli ülke yok. Her ülkenin güvenliği ve güvensizliği aynı konuma gelmiştir. Onun için ‘bana değmeyen yılan bin yaşasın’ anlayışı artık terk edilmek mecburiyetindedir. Bugün bizde yarın sizde, el birliği yapacağız, birlikte olacağız terörü ve teröristleri cesaretlendirecek hal ve hareketlerden, politikalardan süratle vazgeçeceğiz. Özellikle Avrupa’da görev yapan büyükelçilerimize büyük görev düşüyor.”

ALGIYLA, OLGU DIŞARIDA AYNI DEĞİL

Başbakan Yıldırım, büyükelçilere sadece resmi temaslarında değil, bulundukları ülkelerdeki medyayı ve diğer paydaşları da araştırıp, ziyaret ederek, çeşitli etkinlikler düzenleyerek, mutlaka bu algı operasyonunun kırılması gerektiğini söyledi.

Yurt dışından Türkiye’ye gelene kadar başka düşünüldüğünü, geldikten sonra ise “biz böyle bilmiyorduk” dendiğini anımsatan Yıldırım, bunun aşılması için daha fazla gayret gösterilmesi gerektiğine işaret etti.

“Türkiye bunu hak etmiyor.” diyen Başbakan Yıldırım, şunları kaydetti :

“Algıyla olgu dışarıda aynı değil. Bunun tesadüfi olduğunu da düşünmeyin. Burada bir yapı var bir organizasyon var, bu organizasyon çalışıyor. Bu FETO’cular garip gurebadan, fakir fukaradan, ‘Allah rızası’ diye topladıkları o paraları şimdi algı operasyonu yapmak. Türkiye’nin turizmine, ekonomisine, güvenliğine zarar verecek her türlü faaliyetler için oluk oluk para harcıyorlar. Kimin parasını harcıyorlar? Bu vatandaşın parasını harcıyorlar. Oradan buradan, çalıp çırptıkları o paraları harcıyorlar ama hazırın ardı tez gelir, o da bitecek. Nasıl Türkiye Cumhuriyeti’ne kafa tuttular, derslerini aldılarsa nerede olursa olsunlar, bulunduğumuz ülkelerle yapacağımız diplomatik temaslarla, yapacağımız faaliyetlerle bunların da varlığını yok etmek, Türkiye’ye düşmanlık edenlerin hak ettikleri cezayı verecek güce, kudrete bu ülke sahiptir.”
Başbakan Binali Yıldırım, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ile Kıbrıs Rum Kesimi arasındaki görüşmelere ilişkin, “Birtakım alınan mesafeler, anlaşılan konular var ama tabii Türkiye’yi ilgilendiren tarafı da var bu işin. Ada’da adil, eşit bir yönetişim sistemi garanti altına alınmalıdır. Sadece toplumların birbirine güvenleri yetmez. Geçmiş dönemlerde yaşanan acı tecrübelerin ışığında her şeyin teminat altına alınması lazım.” dedi.

Burada yaptığı konuşmada, Irak’a yakın zamanda bir ziyaret gerçekleştirdiğini hatırlatan Yıldırım, orada yanlış anlaşılmaları ortadan kaldırmaya çalıştıklarını anlattı.

İsrail ile uzun zamandan beri devam eden sıkıntılar bulunduğunu, bu konuda da belli bir noktaya gelindiğini belirten Yıldırım, Rusya ile uçak kriziyle başlayan ilişkilerdeki bozulmanın ise tamamen ortadan kalktığını söyledi. Başbakan Yıldırım, bölgesel ve ekonomik iş birliği konusunda ciddi bir mesafe katedildiğini bildirdi.

Balkanların umudunun Türkiye olduğunu, bölgenin istikrarının güçlü Türkiye’den geçtiğini vurgulayan Yıldırım, Biz, hem bölgemizde güçlü olmaya devam edeceğiz hem ülkemizde güçlü olmaya devam edeceğiz ve böylece bölgesel ve küresel barışa da katkımızı sürdüreceğiz.” diye konuştu.

KKTC ile Kıbrıs Rum kesimi arasında Cenevre’de süren görüşmelere de değinen Yıldırım, “Birtakım alınan mesafeler, anlaşılan konular var ama tabii Türkiye’yi ilgilendiren tarafı da var bu işin. Adada adil, eşit bir yönetişim sistemi garanti altına alınmalıdır. Sadece toplumların birbirine güvenleri yetmez. Geçmiş dönemlerde yaşanan acı tecrübelerin ışığında her şeyin teminat altına alınması lazım. Teminat da Türkiyedir, Türk tarafı için. Rum tarafı için de teminat Yunanistan’dır. O bakımdan buradaki görüşmelerin, adil ve kalıcı bir barışı birlikte iki federasyonlu bir devletin dönüşümlü başkanlığı da oluşturacak şekilde tesis ederek sürdürülmesi en büyük dileğimizdir. Bunun için katkı sağladık, sağlamaya da devam edeceğiz.” diye konuştu.

ÜMİT EDERİZ Kİ GÜZEL BİR SONUÇ ORTAYA ÇIKAR

AB’nin “geçen sefer olduğu gibi işin kenarında durmaması gerektiğini” dile getiren Yıldırım, sözlerini şöyle sürdürdü:

“2004’teki işte bize kazık attılar, daha doğrusu Kıbrıs Türk tarafına kazık attılar. ‘Bu sefer aynı şeyi yapmayın’ dedik. Eğer burada bir çözüm olacaksa Türk tarafı, Rum tarafı, Birliğin aynı anda üyesi olacaksa bu dörtlü özgürlükten taviz verilmemesi lazım. Ne yapıyorsunuz? Siz Kıbrıs Türk tarafını Avrupa Birliğine sokmuş oluyorsunuz. Peki ne olacak, Kıbrıs Türk tarafıyla Türkiye’nin ilişkileri nasıl olacak? Orada bir adaletsizlik olmaması lazım. Serbest dolaşım, insanların, hizmetlerin, sermayenin serbest dolaşımının mutlaka Türkiye’ye de sağlanması lazım. Yani AB’ye girişin bir provasını Kıbrıs’ta başlatabiliriz. Bu, yeterince güvenceyi de bir anlamda sağlamış olur. Bütün bunlar konuşulacak, görüşülecek ve ümit ederiz ki güzel bir sonuç ortaya çıkar.”

BİRER İŞ ADAMI GİBİ BULUNDUĞUNUZ ÜLKEDE ZİYARETLER YAPACAKSINIZ

Büyükelçilerin gittikleri bölgede kendilerini sadece diplomatik temsilci olarak görmemesini isteyen Yıldırım, “Bunun daha fazlasını yapmak durumundayız. Yapıyorsunuz. Siz, ülkemizin her bakımdan birer mümessilisiniz. Diplomatik alanda, siyasi alanda bizim gözümüz, kulağımız, mesajımızı ileteceksiniz. Sorunlarımız varsa çözüm yoluna gideceksiniz.” dedi.

Başbakan Yıldırım, büyükelçilerin bulundukları ülkelerde karşılıklı ziyaretler organize etmesini isteyerek, “Ama bununla sınırlı değil. Ülkemizin daha iyi tanıtılması, ülkemize olacak yatırımların sağlanması için birer iş adamı gibi bulunduğunuz ülkede ziyaretler yapacaksınız. Oranın yatırımcılarına Türkiye’deki imkanları tanıtacaksınız. Türk yatırımcıların o bölgedeki verebilecekleri katkıyı, bütün bunları siz yapabilirsiniz.” ifadelerini kullandı.

Yıldırım, son 15 yıla bakıldığında Türkiye’nin dünyadaki bütün ülkelerle bağlarının çok güçlendiğini belirterek, ülkenin bugün dünyada en fazla yere sefer yapan bir milli havayolu şirketine, Türk Hava Yollarına (THY) sahip olduğunu söyledi.

Türkiye’den dünya üzerindeki hemen her yere, 300’e yakın noktaya seferler yapılabildiğine işaret eden Yıldırım, Afrika ülkelerine önceleri Avrupa üzerinden gidilebildiğini, bugün ise Afrika’da 40’tan fazla noktaya doğrudan uçuş yapıldığını hatırlattı. Türkiye’nin bu bölgede 40’ın üzerinde büyükelçiliği bulunduğunu belirten Yıldırım, “Aynı şekilde Ortadoğu, Kafkaslar, Orta Asya çok önemli bölgesel stratejik projeleri gerçekleştiriyoruz. Bakın 2009’dan beri dünyada yaprak kımıldamıyor. Ekonomiler istendiği gibi büyümüyor. Büyüme var ama yeni istihdam oluşturacak oranda değil. Yüzde 1-2 büyümeyle istihdam olmaz. Mevcudu ancak korursunuz, koruyamazsınız bile. Onun için mutlaka ve mutlaka bölgesel işbirliklerini güçlendirmemiz lazım.” değerlendirmesinde bulundu.

BU BİR HAVA OLSUN DİYE YAPILAN PROJE DEĞİL

Başbakan Yıldırım, Türkiye’nin gittikçe enerji, ulaşım ve iletişimin merkezi haline geldiğini vurgulayarak, şöyle devam etti:

“Onun için dünyanın en büyük havalimanını biz yapıyoruz. Bu bir ‘hava olsun’ diye yapılan proje değil. Bu, dünyanın geleceğinin, dünyadaki zenginliğin Batı’dan Doğu’ya doğru hareket etmesinin doğal bir sonucudur. 2003 yılında bizim transit yolcu sayımız sadece 1 milyondu, şu anda 40 milyona yaklaştı. Bu ne demektir? Artık Türkiye bir buluşma merkezi haline geliyor. İşte onun için 200 milyon yolcu kapasiteli dünyanın en büyük havalimanını yapıyoruz. Hangi şartlarda yapıyoruz? Küresel krize rağmen yapıyoruz.”

Havalimanının birinci etabının yani 90 milyon yolcu kapasiteli kısmının gelecek yılın ilk yarısında açılacağını bildiren Yıldırım, “Bizim yeni İstanbul havalimanı, Berlin’deki havalimanının hikayesine benzemeyecek, benzemez. Bizim bir Keçiören metromuz vardı, ‘Aşkımız hiç bitmesin, Keçiören metrosu olsun’ diye aşıklara konu olmuştu, o bitti. Şimdi Berlin havalimanı için söylüyorlarmış, ‘Aşkımız hiç bitmesin, Berlin havalimanı gibi olsun’ diye. Neyse o onların işi, biz kendi işimize bakarız. İstiyorlarsa yardım, gider onu da yaparız. Bu kadar basit yani.” ifadelerini kullandı.

Başbakan Binali Yıldırım, “Avrupa ülkelerine alınganlığımız şudur; FETÖ darbe girişiminden sonra yüksek bir sesle kınamak yerine, ‘Ya darbecileri fazla hırpalamayın’ demeleri bizim kanımıza dokundu. Öyle bir şey olamaz. Önce darbeyi hiç tereddüde mahal bırakmadan kınayacaksınız sonra da Türkiye’nin bir hukuk devleti olduğuna sonuna kadar inanacaksınız. Hukuk dersine Türkiye’nin ihtiyacı yok.” dedi.

Yıldırım, 9. Büyükelçiler Konferansı dolayısıyla Çankaya Köşkü’nde düzenlenen öğle yemeğinde yaptığı konuşmada, Avrupa Birliği ile ilişkilerin inişli çıkışlı olduğunu belirtti. Bununla ilgili 2016 başında hızlı bir gelişmenin olduğunu anımsatan Yıldırım, “Hadi vizeleri kaldıralım, geri kabul anlaşmasını yapalım, mülteci akınını önleyelim. Mültecilere yardımı yapalım. Kesenin ağzını açalım, filan güzel bir başlangıç yaptık, sonra arkası gelmedi.” diye konuştu.

Avrupa Birliği Bakanı Ömer Çelik ile Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun konuyla ilgili temasları sürdürdüğünü ifade eden Yıldırım, Türkiye’den istenilen bazı şeylerin olduğunu, bunların içinde yapılabileceklerin bulunduğu gibi, hiç konuşulamayacak “Terörle Mücadele Yasası’nın değiştirilmesi”nin de yer aldığını aktardı. “Bizimle dalga mı geçiyorsunuz?” diye soran Yıldırım, Türkiye’nin bu konuda amansız bir mücadeleye, ölüm kalım mücadelesine girdiğini vurguladı.

Başbakan Yıldırım, şunları söyledi:

“Avrupa ülkelerine alınganlığımız şudur; FETÖ darbe girişiminden sonra yüksek bir sesle kınamak yerine, ‘Ya darbecileri fazla hırpalamayın’ demeleri bizim kanımıza dokundu. Öyle bir şey olamaz. Önce darbeyi hiç tereddüde mahal bırakmadan kınayacaksınız sonra da Türkiye’nin bir hukuk devleti olduğuna sonuna kadar inanacaksınız. Hukuk dersine Türkiye’nin ihtiyacı yok. Türkiye kendi hukukunu, üniversal şartlar neyi gerektiriyorsa aynı şekilde uygular. İşinize geldiği zaman ‘Şuna dokunmayın, şunu yapmayın, bunu yapmayın’, biz söylediğimiz zaman, ‘Efendim bu hukukun işi biz karışamıyoruz’. Orada da tam bir çifte standart. Ver şu teröristleri kardeşim, ‘Efendim yargı bizim’ Bize gelince, ‘Ya siz isteseniz verirsiniz’, öyle yağma yok. Hukuk herkes için geçerli, hukuk devleti her ülke için geçerli, hiç kimse kendi hukukunu başka ülkenin hukukundan daha üstün görmesin.”

AB, TÜRKİYE İLE DAHA GÜÇLÜ HALE GELECEK

İlişkilerin karşılıklı saygı, hakka hukuka riayet etmek suretiyle devam edeceğini dile getiren Yıldırım, “Biz diyoruz ki AB, Türkiye’yi üyelik meselesinde bir lütuf olarak görmesin. AB’nin Türkiye’ye, bizim AB’ye olduğundan daha fazla ihtiyacı var. AB, Türkiye ile daha güçlü hale gelecek, AB, Türkiye ile içinde bulunduğu krizleri daha kolay aşacak.” ifadelerini kullandı.

Başbakan Yıldırım, Avrupa’nın gelecek vizyonunu yeniden gözden geçirmesi gerektiğinin altını çizerek, birlik üyesi ülkelerdekilerin yüzde 59’unun AB’nin işleyişinden memnun olmadığını söyledi. Bunun gözden geçirilmesi gerektiğine işaret eden Yıldırım, “Çünkü AB’de süreçler yavaşladı, işler hızlı yapılmıyor, bürokrasi çok fazla hantallaştı. Bu da birliğin geleceğini sorguluyor, birliğin gelecek vizyonunu etkiliyor.” görüşünü paylaştı.

FETÖ İLE MÜCADELE

Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ile mücadelenin öncelikli konu olduğunu vurgulayan Yıldırım, büyükelçilerden görev yaptıkları ülkelerden bıkmadan, yorulmadan bu mücadeleyi yapmalarını istedi.

“Bu iş bitmiş değil.” diyen Başbakan Yıldırım, FETÖ’nün sadece Türkiye için değil, diğer ülkeler için de tehdit olduğunu söyledi. Bu farkındalığın oluşturulmasının büyükelçilerin önemli görevi olduğunu bildiren Yıldırım, büyükelçilere Türkiye ile görev yaptıkları ülkeler arasındaki ilişkilerin çeşitlendirilmesi, geliştirilmesi konusunda da önemli görevlerin düştüğünü aktardı.

ANAYASA DEĞİŞİKLİK TEKLİFİ

Anayasa değişiklik teklifinin görüşülmesine TBMM Genel Kurulunda başlandığını hatırlatan Başbakan Yıldırım, bu çalışmanın önceki anayasa değişikliğinden farklı olduğunu belirtti.

Çalışmayla hükümet sisteminin değiştirildiğine dikkati çeken Yıldırım, şöyle konuştu:

“Yani parlamenter sistemden cumhurbaşkanlığı sistemine geçiyoruz. Artık bakanlar kurulu, başbakanlık pozisyonları kalkıyor, cumhurbaşkanı, yardımcıları ve kendi kabinesi oluyor. Yürütme seçimle iş başına gelecek, Meclis de yine seçimle oluşacak. Meclis’in içinden hükümet çıkma dönemi bu değişiklik gerçekleşirse bitmiş olacak. Bu, aşağı yukarı Cumhuriyet’in kuruluşundan beri yapılan en köklü değişiklik. Aslında bunun temelini 2007’de attık. 2007’de cumhurbaşkanı seçilemeyince bu mesele halka gitmek mecburiyetinde kaldı ve vatandaş da cumhurbaşkanının halk tarafından doğrudan seçilmesine karar verdi. Sayın Cumhurbaşkanımız bu şekilde seçilmiş ilk cumhurbaşkanıdır. Bu yapı artık bu şekilde sürdürülemez, yürütmede erkin tek olması lazım. O yüzden de bu değişiklikle beraber yürütme ve yasamayı aynı anda seçiyoruz, yürütme millete ayrıca hesap veriyor, yasama da yasaları çıkarıyor ve yürütmeyi denetliyor. Bunların ikisinin birbirini denetlediği bir sistem de getiriyoruz. Bir şekilde cumhurbaşkanı yani yürütmenin başıyla yasama arasında herhangi bir anlaşmazlık olursa cumhurbaşkanı seçime götürebiliyor ülkeyi. Ama kendisi seçim kararı aldığında Meclis de otomatik seçime gidiyor veya tersi. Meclis seçimleri yenilemeye karar veriyor, bu sefer cumhurbaşkanı da aynı anda seçime gitmiş oluyor. Yani bir anlamda yürütme erki ile yasama erkinin birbirini güç olarak dengelemesi.”

Bunun çözümü ve uzlaşmayı getireceğini vurgulayan Başbakan Yıldırım, “Eğer gidiyorsan kendini de yakıyorsun, onun için oturup uzlaşacaksınız, çözüm üreteceksiniz. Bu, diğer başkanlık sistemlerine göre biraz yeni bir boyut. İnşallah bunun da sonuçlarını göreceğiz ülkenin demokrasisinin gelişmesi, çözüme yönelik uzlaşma kültürünün daha da artmasına vesile olur diye düşünüyoruz.” ifadelerini kullandı.

Yıldırım, konuyla ilgili son kararı milletin vereceğini aktararak, bu değişiklikle ilgili büyükelçilere bulundukları ülkelerde soruların gelebileceğini belirtti. Bu sorulara büyükelçilerin ilk ağızdan en iyi cevabı vermesinin gerektiğini anlatan Yıldırım, uzmanlar tarafından değişikliğin tüm ayrıntılarının büyükelçilere anlatılması talimatı verdi.

Değişiklikle ilgili dış dünyada ilginin oluştuğunu dile getiren Yıldırım, şöyle devam etti:

“Bunu da yine bizim o bildik örgütler istismar etmek için bir hazırlık içine girmiş vaziyetteler. Onlar hareket etmeden siz hareket edin ve bunu anlatın. Türkiye’nin doğru tanıtılması, algı operasyonlarına maruz kalmaması için elinizden ne geliyorsa onu yapacaksınız. Bu konuda ne imkan ne ihtiyacınız varsa hazırız. Şundan adım kadar eminim; Türkiye aleyhinde yapılabilecek her türlü faaliyet bizden daha fazla sizi rahatsız eder. Bunu biliyorum, onun için yapacağınız iş burada çok aktif olmanız, tepkinizi hemen vermeniz, kaynağını bulmanız, bu mücadelede kararlılığınızı her geçen gün artırmanızdır.”

MUAZZAM BIR TEŞVİK PAKETİ HAZIRLADIK

Başka ülkelerin artık mutlak üstünlükleriyle öne geçemeyeceklerini belirten Yıldırım, mukayeseli üstünlüğün artık önemli hale geldiğini söyledi. Binali Yıldırım, her petrolü, doğalgazı olanın en önde olmayacağını aktararak, şöyle konuştu:

“İyi yetişmiş insanı olan üretken, katma değer üretebilen, yenilikçi teknolojileri ıskalamadan geliştiren ülkeler bir adım öne çıkıyor. Türkiyemizin bundan sonraki hedefi harcı alem işlerle değil, katma değeri yüksek işlere daha fazla zaman ayırması, daha fazla kaynak ayırması, alın teri ile akıl terini birleştirerek, bir adım öne çıkmasıdır. Bunun için çok güzel tedbirler aldık. Mesela yatırımcılar için güzel önlemlerimiz var. Yurt dışından gelip, vatandaşlık alma şartlarını çok kolaylaştırdık. Yurt dışındaki yatırımcılara oturma izninden tutun, yatırımlardaki teşviklere varıncaya kadar muazzam bir teşvik paketi hazırladık. Bütün bunların elinizde olması lazım.”

Artık bütün ülkeler birbirine muhtaç olduğuna işaret eden Yıldırım, “Hiç kimsenin kendi kendine ‘benim başkasına ihtiyacım yok’ diyecek hali yok. Dünya artık bilişimle beraber küçük bir köy haline geldi.” dedi.

MÜTHiŞ BiR BiLGi AKIŞI VAR

Irak ziyareti kapsamında hangi görüşmeyi yaptıklarının telefonuna bilgi notu olarak geldiğini belirten Yıldırım, “Müthiş bir bilgi akışı var. Devletlerin resmi kanalları artık işin takibinde bile zorlanmaya başladı. Onun için küreselleşen bu dünyada mutlaka bizim de hızımızı artırmamız lazım.” diye konuştu.

Türkiye’nin güzel işler yaptığını dile getiren Yıldırım, Avrasya Tüneli, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, Osmangazi Köprüsü’nün hizmete alındığını, bu sene mart ayında ise Çanakkale Köprüsü’nün ihalesinin yapılacağını, dünyanın üçüncü büyük tünelinin açılacağını, Kars-Tiflis-Bakü Demiryolu Projesi’nin mart, nisan ayı gibi hizmete alınacağını bildirdi.

Başbakan Yıldırım, şunları kaydetti:

“Bir yandan yedi düvel ile terör örgütlerinin alayıyla mücadele ederken, bir yandan da dünyada parmakla gösterilen projeler de yapıyoruz. Ama ne oluyor? Bu büyük projeler, bu olaylar nedeniyle gölgeleniyor. Bunları da tanıtacağız. Bu günler gelip, geçecek. Bu sıkıntıları aşacağız, biraz daha sabır, biraz daha gayret edelim, önümüzdeki aylar çok daha güzel olacak. Ülkemiz açısından, bölgemiz açısından da çok güzel olacak çünkü artık kaynaklarımızı iç karışıklıklar, terörle mücadeleye değil, daha fazla refaha daha fazla geleceğe, daha fazla gençlerimize ayırma imkanı bulacağız.”

türk patron